Bugun...



BÜYÜK İSRAİL...ODED YİNON PLANI NEDİR?

AKPARTİ Milletvekili Metin KÜLÜNK tarafından sıklıkla dile getirilen ODED YİNON Planı nedir? Sizin için araştırdık

facebook-paylas
Güncelleme: 21-10-2019 18:32:45 Tarih: 21-10-2019 12:13

BÜYÜK İSRAİL...ODED YİNON PLANI NEDİR?

Aşağıda sunulan ‘‘Büyük İsrail'' devletinin oluşturulmasıyla ilgili doküman, Netanyahu hükümeti içindeki güçlü Siyonist hizipler ile Likud partisinin olduğu kadar, İsrail ordusu ve istihbarat teşkilatının da temel politikasıdır.

 

Son zamanlarda meydana gelen gelişmelerde Donald Trump, İsrail tarafından inşa edilen illegal yerleşim yerlerine olan desteğini ve işgal altındaki Batı Şeria'da, İsrail yerleşim birimlerinin yasa dışı olduğunu teyit eden Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 2324 nolu kararına karşı çıktığını doğrulamıştır.

 

Siyonizm'in kurucu babası olan Theodore Herzl'e göre Yahudi Devletinin toprakları; Mısır Nehrinden Fırat Nehrine kadar uzanmaktadır. Rabbi Fischmann'a göre ise ‘‘Vadedilmiş Topraklar'' Mısır Nehrinden Fırat Nehrine kadar uzanmakta ve bir kısım Suriye ve Lübnan topraklarını da içermektedir.

 

Mevcut bağlamda bakıldığında Irak savaşı, 2006 yılı Lübnan savaşı, 2011 yılı Libya savaşı, Suriye ve Irak'ta halen süren savaşlar, Yemen savaşı ve Mısır'daki rejim değişikliğinin nedenleri, Orta Doğu Siyonist Planıyla ilişkilendirilerek okunmalı ve anlaşılmalıdır.

 

Bu plan, İsrail'in yayılmacı projesi kapsamında, komşu Arap ülkelerinin zayıflatılması ve sonunda parçalanmasını öngörmektedir. Stephen Lendman'a göre ‘‘Büyük İsrail'' Nil vadisinden Fırat Nehrine kadar olan topraklardan ibarettir. Yaklaşık bir asır kadar önce, Dünya Siyonist Organizasyonunun Yahudi Devleti için planladığı topraklar aşağıda sunulmuştur:

Eski Filistin toprakları,

Sayda ve Litani Nehrine kadar olan Güney Lübnan,

Suriye'nin Golan Tepeleri, Hauran Platosu ve Dera Kenti ile

Dera-Amman arasındaki Hicaz demiryolunun kontrolü, Ürdün ve Akabe Körfezidir.

Bazı Siyonistler ise daha fazlasını talep etmektedirler; Batıda Nil Nehri ile Doğuda Fırat Nehri arasında kalan ve Filistin, Lübnan, Batı Suriye ve Güney Türkiye'yi de kapsayan toprakları istemektedirler.

 

Siyonist proje, Yahudi yerleşim birimlerinin genişletilmesini desteklemektedir. Daha geniş anlamda, Filistinlileri, Filistin topraklarından sürerek sonunda, Batı Şeria ve Gazze'yi İsrail devletine katmayı öngörmektedir.

 

Büyük İsrail birçok ‘‘Uydu Devlet'' ortaya çıkaracaktır. Lübnan, Ürdün, Suriye ve Sina Yarımadasının yanı sıra Irak ile Suudi Arabistan'ın topraklarının bir kısmını içine alacaktır.

 

Mahdi Darius Nazemroaya'nın 2011 yılında Global Research'de yayımlanan makalesine göre Yinon Planı İngiltere'nin Orta Doğu'yu sömürgeleştiren planının bir devamıdır:

 

Yinon Planı, İsrail'in bölgesel üstünlüğünü garanti altına almayı hedefleyen stratejik bir İsrail planıdır. Bu plan, İsrail'in, çevresindeki Arap devletlerini daha küçük ve daha zayıf devletlere bölerek, kendi jeopolitik ortamını yeniden şekillendirmesini dayatmakta ve şart koşmaktadır.

 

İsrailli strateji uzmanları, bir Arap devletinden gelebilecek en büyük stratejik tehdit olarak Irak devletini görmüşlerdir. Irak'ın Orta Doğu ve Arap Dünyasının Balkanlaştırılmasında merkez olarak seçilmesinin nedeni budur. İsrailli strateji uzmanları Irak'ta, Yinon Planının konseptleri esas alınarak ülkenin, bir Kürt devleti ile biri Şii Müslüman, diğeri Sünni Müslüman olan iki Arap devletine bölünmesini talep etmişlerdir. Bu amaca ulaşmak için atılan ilk adım, Yinon Planının bahsettiği Irak ile İran arasındaki savaş olmuştur.

 

2008 yılında ‘‘The Atlantic'' dergisi, ABD ordusuna ait ‘‘Armed Forces Journal'' dergisi de 2006 yılında Yinon Planındakilere çok benzeyen ve ortalıkta dolaşan haritalar yayınlamışlardır. Biden Planının da talep ettiği bölünmüş bir Irak'ın dışında Yinon Planı; Lübnan, Mısır ve Suriye'nin de bölünerek parçalanmalarını içermektedir. İran, Türkiye, Somali ve Pakistan'ın bölünmeleri de bu görüşler ile örtüşmektedir. Yinon Planı aynı zamanda, Kuzey Afrika'nın da dağılmasını talep etmekte ve bu çözülmenin Mısır'dan başlayarak Sudan, Libya ve bölgenin geri kalan kısımlarına yayılmasını öngörmektedir.

 

Büyük İsrail, mevcut Arap devletlerinin parçalanarak daha küçük devletlere dönüşmesini gerektirmektedir. Plan, iki ana temel üzerine oturtulmuştur. İsrail hayatta kalabilmek için 1) bölgesel bir imparatorluk olmak ve 2) bütün mevcut Arap devletlerinin dağılarak küçük devletlere dönüşmesi için bütün bölgenin bölünmesini etkilemelidir. Buradaki ‘‘Küçük'' kelimesi her bir devletin etnik ve mezhepsel kompozisyonuna bağlı olacaktır. Sonuç olarak, Siyonist beklenti; mezhepsel ayrılıkları olan devletlerin, İsrail'in uydusu ve ironik bir şekilde ahlaki meşruiyetinin kaynağı olmalarıdır. Bu, ne yeni bir fikirdir, ne de Siyonist stratejik düşünce sisteminde ilk kez ortaya çıkmaktadır. Aslında, bütün Arap devletlerini daha küçük parçalara bölmek yıllardır sürekli yinelenen bir temadır.

 

Bu açıdan bakıldığında Suriye ve Irak savaşları, İsrail'in bölgesel yayılmacılığının bir parçasıdır.

 

Michel Chossudovsky, Global Research, 06 Eylül 2015, 28 Aralık 2016 tarihinde güncellenmiştir.

 

 

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

Orta Doğu için Siyonist Plan

 

 

 

İsrail - Theodore Herzl (1904) ve Rabbi Fischmann (1947)

 

 

 

Siyonizm'in kurucusu Theodore Herzl, yayımlanan günlüklerinde - Vol. II sayfa 711 - Yahudi Devletinin topraklarının “Mısır Nehrinden Fırat Nehrine'' kadar uzandığını söylemektedir.

 

Filistin Yahudi Ajansı üyesi Rabbi Fischmann, 9 Temmuz 1947 tarihinde Birleşmiş Milletler Özel Soruşturma Komitesine verdiği ifadede; “Vadedilmiş Topraklar Mısır Nehrinden Fırat Nehrine kadar uzanmakta, bir kısım Suriye ve Lübnan topraklarını da içermektedir'' demektedir.

 

 

 

Oded Yinon

 

“1980‟li Yıllarda İsrail için Bir Strateji”

 

 

 

Yayımlayan

 

Arap-Amerikan Üniversitesi Mezunları Birliği

 

Association of Arab-American University Graduates (AAUG), Inc.

 

Belmont, Massachusetts, 1982

 

Özel Doküman No. 1 (ISBN 0-937694-56-8)

 

Yayıncının Notları

 

1

 

Arap-Amerikan Üniversitesi Mezunları Birliği, "Özel Dokümanlar" isimli yeni yayın serilerinin açılışını, Dünya Siyonist Organizasyonu Bilgi Departmanı dergisinde yayımlanan Oded Yinon'un Kivunim (Talimatlar) makalesi ile yapmayı oldukça ilgi çekici bulmaktadır. Oded Yinon, İsrailli bir gazetecidir ve eskiden İsrail Dışişleri Bakanlığında çalışmıştır. Bilgimize göre bu doküman, bugüne kadar Orta Doğudaki Siyonist stratejiyle ilgili yapılan en açık, detaylı ve kapsamlı açıklamadır. Ayrıca, halen iktidarda olan Begin, Sharon ve Eitan Siyonist rejiminin bütün Orta Doğu vizyonunu en doğru şekilde gösteren doküman olarak öne çıkmaktadır. Dokümanın önemi, bu nedenle sadece tarihsel değerinde değil, yarattığı acılar ve kâbuslardan da kaynaklanmaktadır.

 

2

 

Plan iki temel esas üzerine oturtulmuştur. Hayatta kalmak için İsrail:

 

1) bölgesel bir imparatorluk olmak ve

 

2) bütün mevcut Arap devletlerinin dağılarak küçük devletlere dönüşmesi için bütün bölgenin bölünmesini etkilemelidir.

 

Buradaki ‘‘Küçük'' kelimesi her bir devletin etnik ve mezhepsel kompozisyonuna bağlı olacaktır. Sonuç olarak, Siyonist beklenti; mezhepsel ayrılıkları olan devletlerin İsrail‟in uydusu ve ironik bir şekilde ahlaki meşruiyetinin kaynağı olmalarıdır.

 

3

 

Bu, ne yeni bir fikirdir, ne de Siyonist stratejik düşünce sisteminde ilk kez ortaya çıkmaktadır. Aslında, bütün Arap devletlerini daha küçük parçalara bölmek yıllardır sürekli yinelenen bir temadır. Bu konu, çok mütevazı bir ölçekte, Arap-Amerikan Üniversitesi Mezunları Birliği yayınında, Livia Rokach tarafından yazılan "İsrail'in Kutsal Terörizmi" başlıklı makalede 1980 yılında yayımlanmıştır. Rokach'ın eski İsrail Başbakanı Moshe Sharett'in hatıralarına dayanan çalışma dokümanları, Lübnan'a uygulanan ve 1950'li yılların ortalarında hazırlanan Siyonist planı, ikna edici bir şekilde bütün ayrıntılarıyla ortaya koymaktadır.

 

4

 

İsrail'in 1978 yılındaki büyük Lübnan işgali en ince ayrıntılarına kadar bu plana dayanmaktadır. İsrail'in 6 Haziran 1982 tarihindeki ikinci ve çok daha barbar olan Lübnan işgali, bu planın, Lübnan'ın yanı sıra Suriye ve Ürdün'ü parçalamak ile ilgili bazı bölümlerini de uygulamaya koymayı hedeflemektedir. Bu işgal, İsrail'in Lübnan'da kuvvetli ve bağımsız bir merkezi yönetim yönünde yaptığı açıklamalara bakıldığında komiktir. İsrail aslında, kendisiyle bir barış antlaşması imzalayarak, bölgesel emperyalist tasarımlarını onaylayan merkezi bir Lübnan yönetimi istemektedir. İsrail bunun yanı sıra bölgesel emperyalist tasarımının Suriye, Irak, Ürdün ve diğer Arap hükümetleri ve Filistin halkı tarafından da kabul edilmesini talep etmektedir. İstedikleri ve planladıkları, bir Arap dünyasından ziyade İsrail hegemonyasına boyun eğmeye hazır parçalanmış Arap yönetimleridir. Bu nedenle Oded Yinon, ‘‘1980'li Yıllarda İsrail için Bir strateji'' isimli deneme türü yazısında "İsrail'i çevreleyen çok fırtınalı ortam nedeniyle 1967 yılından beri ilk kez ortaya çıkan geniş kapsamlı fırsatlardan" bahsetmektedir.

 

5

 

Filistin halkını Filistin'den çıkarmayı hedefleyen Siyonist politika, çok aktif bir şekilde uygulanan bir politikadır, fakat 1947-1948 savaşı ve 1967 savaşı gibi çatışma zamanlarında, özellikle çok daha kuvvetli bir şekilde uygulanır. Bu yayına "İsrail'in Yeni Göç Planı'' başlıklı bir ek, Siyonistlerin Filistinlileri topraklarından nasıl söküp attıklarını ve sunduğumuz ana Siyonist dokümanın yanı sıra, diğer Siyonist planların da Filistin'in Filistinlilerden temizlenmesini kapsadığını göstermek maksadıyla eklenmiştir.

 

6

 

Şubat 1982 tarihinde yayımlanan Kivunim dokümanında açıkça görülmektedir ki; Siyonist strateji uzmanlarının kafalarındaki geniş kapsamlı fırsatlar, dünyayı ikna etmek için çaba gösterdikleri ve Haziran 1982 işgali sonrasında ortaya çıktığını iddia ettikleri fırsatlarla tamamen aynıdır. Siyonist planların tek hedefinin sadece Filistinliler olmadığı da açıktır, fakat onların bir halk olarak geçerli ve bağımsız mevcudiyetleri, Siyonist devleti inkâr ettiğinden öncelikli hedefleridir. Her Arap devleti, özellikle de milliyetçi değerlere bağlı olanlar her hâlükârda, er veya geç, İsrail devletinin hedefi olacaktır.

 

7

 

Bu dokümanda ortaya koyulan açık ve kesin Siyonist stratejinin aksine Arap ve Filistin stratejileri ne yazık ki belirsizlikler ve tutarsızlıklarla doludur. Arap strateji uzmanlarının Siyonist planı bütün sonuçlarıyla anladıklarını ve tam olarak kavradıklarını gösteren bir işaret yoktur. Bunun yerine, planın yeni bir safhasının ortaya çıktığı bütün durumlarda, şüphe ile karşılamakta ve şaşkınlıkla tepki göstermektedirler. İsrail'in Beyrut'u işgali sonrasında, susturulmuş da olsa, Arapların tepkisi böyle olmuştur. Üzücü olan gerçek, Orta Doğu'da İsrail tarafından uygulanan Siyonist strateji ciddiye alınmadığı sürece, gelecekte meydana gelebilecek diğer Arap başkentlerinin kuşatılmasına karşı Arap tepkisi tamamen aynı olacaktır.

 

 

 

Khalil Nakhleh, 23 Temmuz 1982

 

 

 

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

 

 

 

Önsöz

 

 

 

1

 

Aşağıdaki yazı benim düşünceme göre; iktidardaki Siyonist rejim (Sharon ve Eitan) tarafından uygulanmakta olan ve Orta Doğu'da, bütün bölgenin küçük devletlere bölünmesine ve mevcut bütün Arap devletlerinin yıkılmasına dayanan planın, doğru ve ayrıntılı bir açıklamasından ibarettir. Bu planın askeri açıdan değerlendirmesini, yazının sonundaki, sonuç değerlendirmemde yapacağım. Burada okuyucuların dikkatini birkaç önemli noktaya çekmek istiyorum:

 

2

 

1. Bütün Arap devletlerinin, İsrail tarafından küçük birimlere bölünerek parçalanması, İsrail stratejik düşünce sisteminde sürekli olarak görülen bir fikirdir. Örneğin, Ha'aretz dergisinin askeri muhabiri olan ve büyük bir olasılıkla İsrail'de bu alanda en bilgili kişi olan Ze'ev Schiff, İsrail'in çıkarları açısından Irak'ta meydana gelebilecek en iyi gelişmenin ‘‘Irak'ın Şii devleti ve Sünni devleti olarak ikiye bölünmesi ve Kürt bölgesinin ayrılması'' olacağını yazmaktadır (Ha'aretz, 6 Şubat 1982). Aslında planın bu kısmı oldukça eskidir.

 

3

 

2. ABD'deki Neo-Conservative (Yeni Muhafazakâr) düşünce ile olan bağlantı, özellikle yazarın notlarında oldukça belirgindir. Fakat görünürdeki neden; Batının Sovyet gücünden korunması olarak lanse edilirken, yazarın ve mevcut İsrail oluşumunun asıl maksadı açıktır: İsrail İmparatorluğunu bir dünya gücü haline getirmek. Diğer bir ifadeyle, Sharon'un hedefi, herkesi kandırdıktan sonra Amerikalıları da aldatmaktır.

 

4

 

3. Notlar ve metinde yer alan, ABD'nin İsrail'e mali desteği gibi birçok verinin çoğunun çarptırıldığı veya hiç koyulmadığı aşikârdır. Metnin çoğu sadece fanteziden ibarettir. Fakat bu plan etkisiz ve kısa vadede gerçekleştirilemez bir plan olarak kesinlikle görülmemelidir. Plan, Almanya'da 1890-1933 yıllarında geçerli olan ve Hitler ile Nazi hareketi tarafından, Doğu Avrupa emellerini gerçekleştirmek üzere benimsenen jeopolitik düşünceleri harfi harfine takip etmektedir. Bu hedefler, özellikle mevcut devletlerin bölünmesi, 1939-1941 yıllarında uygulanmış ve sadece bir ittifak, küresel ölçekte belli bir süre için bu bölünmeleri engelleyebilmiştir.

 

5

 

Yazar tarafından kaleme alınan notlar metnin hemen sonuna eklenmiştir. Karışıklığı önlemek maksadıyla kendi notlarımı eklemedim fakat özetini bu önsöze ve sonuç değerlendirmelerime ekledim. Bununla beraber metnin bazı bölümlerinin de önemini vurguladım.

 

 

 

Israel Shahak, 13 Haziran 1982

 

 

 

------------------------------------------------------------------------------------------

 

 

 

1980'li Yıllarda İsrail için Bir Strateji

 

Oded Yinon

 

 

 

Bu deneme yazısı ilk olarak, Hebrew lisanında, KIVUNIM (Talimatlar) başlığı ile yayımlanmıştır.

 

Yahudilik ve Siyonizm Dergisi Sayı No 14-Kış, 5742, Şubat 1982, Editör: Yoram Beck, Yazı İşleri Komitesi: Eli Eyal, Yoram Beck, Amnon Hadari, Yohanan Manor, Elieser Schweid. Dünya Siyonist Organizasyonu Tanıtım Departmanı tarafından yayımlanmıştır. Kudüs.

 

 

 

1

 

1980'li yılların başlarında İsrail devletinin coğrafi konumu, amaçları ve ulusal hedefleri nedeniyle, içte ve dışta yeni bir bakış açısına ihtiyacı vardı. Bu ihtiyaç; ülke, bölge ve dünyada sürmekte olan bazı merkezi süreçler nedeniyle de çok daha hayati önemi haiz bir duruma gelmişti. Günümüzde halen, insanlık tarihinin, geçmişe nazaran çok farklı ve özellikleri şimdiye kadar bildiğimizden tamamen değişik olan, yeniçağının erken safhalarını yaşamaktayız. Bu nedenle, bir taraftan tarihsel çağları simgeleyen merkezi süreçleri anlamaya ve diğer taraftan, yeni şartlarla uyumlu, yeni bir dünya görüşü ve operasyonel bir stratejiye ihtiyacımız bulunmaktadır. Yahudi devletinin varlığı, zenginliği ve dayanıklılığı iç ve dış ilişkileri için yeni bir çerçeve oluşturma kabiliyetine bağlı olacaktır.

 

2

 

Bu dönem, şimdiden tanımlayabileceğimiz ve mevcut hayat tarzımızda gerçek bir devrimi sembolize eden birkaç özellik ile karakterize edilmektedir. Baskın süreç, Rönesans'tan günümüze kadar, Batı medeniyetinde hayatı ve başarıları destekleyen temel taş niteliğindeki akılcı ve insancıl bakış açısının çökmesidir. Bu esastan yayılan politik, sosyal ve ekonomik bakış açıları günümüzde, bireyin evrenin merkezi olduğu ve her şeyin onun maddi ihtiyaçlarını gidermek için var olduğu örneğinde olduğu gibi, artık yok olmakta olan birkaç gerçeğe dayanmaktadırlar. Evrende insan gereksinimlerini, ekonomik ihtiyaçlarını veya demografik sınırlamalarını giderecek kaynakların kısıtlı olduğu gerçeği göz önüne alındığında bu yaklaşım ve düşünce tarzı artık anlamını yitirmiştir. Dört milyar insanın yaşadığı ve ekonomik ve enerji kaynaklarının insanlığın ihtiyacını karşılayacak oranda büyümediği bir dünyada, örnek vermek gerekirse; Batı Toplumlarının sınırsız tüketim için dilek ve öykünmelerini karşılaması gerçekçi değildir¹. Etik kurallarından ziyade maddi ihtiyaçların insanoğlunun davranışlarını yönlendirdiği görüşü, neredeyse bütün değerlerin kaybolmaya başladığı günümüz dünyasında giderek yaygınlaşmaktadır. En basit şeyleri dahi, özellikle de neyin iyi neyin kötü olduğu söz konusu olduğunda, değerlendirme kabiliyetimizi kaybediyoruz.

 

3

 

İnsanoğlunun sınırsız öykünme ve kabiliyetleri olduğu yönündeki vizyon, etrafımızdaki dünya düzeninin parçalanmasına da tanık olduğumuz bu anlarda, hayatın üzücü gerçekleri karşısında giderek azalmaktadır. İnsanoğluna serbestlik ve özgürlüğü vadeden görüş, insan ırkının dörtte üçünün totaliter rejimler altında yaşadığı gerçeği karşısında anlamını yitirmekte ve komik olmaktadır. Sosyalizm ve özellikle komünizmden alınan eşitlik ve sosyal adalet ile ilgili görüşler maskaraya dönmüş durumdadırlar. Bu iki fikrin gerçekliği tartışılmaz, fakat ikisi de düzgün bir şekilde pratik uygulamalara dönüştürülmemiş ve insanoğlunun çoğunluğu serbestlik, özgürlük ve eşitlik ile adalet fırsatını kaybetmiştir. Otuz yıldır göreceli olarak barışın sürdüğü bu nükleer dünyada, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) gibi bir süper gücün, Marksizm'in hedeflerine ulaşmak için nükleer bir savaşı olası ve gerekli gören, bu savaşın kazananı olmayacağını bildiği halde, nükleer savaş sonrası hayatta kalmaya devam edeceğini öngören askeri ve politik bir doktrini olduğu sürece barış ve bir arada yaşama konsepti bir hayalden öteye gidemeyecektir².

 

4

 

İnsan toplumu, özellikle de Batının temel kavramları, politik, askeri ve ekonomik dönüşümler nedeniyle değişime uğramaktadırlar. Nitekim SSCB'nin nükleer ve konvansiyonel gücü çağımızı, geçmişin savaşları ile karşılaştırıldığında, bir çocuk oyuncağı kadar kolay ve dünyanın geniş bir bölgesini tahrip edecek çok boyutlu küresel bir savaş öncesindeki son dönemece getirmiştir. Nükleer silahlar kadar konvansiyonel silahların da gücü, miktarı, hassas vuruş kabiliyet ve kaliteleri birkaç yıl içinde dünyamızın çoğunu altüst edecektir ve biz de kendimizi, İsrail'in başına geleceklerle ilgili olarak hazırlamak zorundayız. Bu nedenle varlığımız ve Batı dünyası için temel tehdit budur3. Dünyadaki kaynaklar için savaş, petroldeki Arap tekeli ve Batının ham madde ihtiyaçlarının çoğunu Üçüncü Dünya ülkelerinden ithal etme ihtiyacı, SSCB'nin temel hedeflerinden bir tanesinin, dünyadaki minerallerin çoğunun bulunduğu, Basra Körfezi ve Afrika'nın güney bölgelerindeki dev kaynakların kontrolünü ele geçirerek Batıyı yenmek olduğu göz önüne alındığında bildiğimiz dünyayı tamamen değiştirmektedir. Gelecekte yüzleşeceğimiz küresel çatışmanın boyutları tahmin edebiliriz.

 

5

 

Gorshkov doktrini, Sovyetlerin okyanusları ve Üçüncü Dünya ülkelerindeki mineral açısından zengin olan sahaların kontrolünü öngörmektedir. Gorshkov doktrini, Sovyetlerin, Batının askeri gücünü yenmek ve halklarını Marksizm ve Leninizm'in esirleri yapmak için bir nükleer savaşı yönetme, kazanma ve sonrasında hayatta kalmayı öngören mevcut Sovyet nükleer doktrini ile birlikte dünya barışı ve varlığımız için en büyük tehlikedir. 1967 yılından beri Sovyetler, savaşta bütün kaynakların kullanılması gerektiğini ifade eden Clausewitz'in aksine; ‘‘Savaş, politikanın nükleer kaynaklarla devamıdır'' mottosunu bütün politikalarının temel öğesi haline getirmişlerdir. Şimdiden bölgemizde ve bütün dünyada hedeflerini gerçekleştirmek için çalışmakla meşguldürler ve onlara karşı koyma ihtiyacı, ülkemizin güvenlik politikası ve şüphesiz Özgür dünyanın geri kalanı için temel unsur haline gelmiştir. Ana dış tehdidimiz budur4.

 

6

 

Bu nedenle, Müslüman Arap dünyası, büyüyen askeri gücü nedeniyle İsrail'e karşı ana tehdit olması gerçeğine rağmen, 1980'li yıllarda karşılaşacağımız ana stratejik problem değildir. Etnik azınlıkları, hizipleri ve iç krizleriyle, Lübnan'da, Arap olmayan İran'da ve şimdi aynı zamanda Suriye'de gördüğümüz gibi, şaşırtıcı bir şekilde kendi kendisini yok eden Müslüman Arap dünyası, ana problemleriyle baş edebilecek kabiliyette değildir ve bu nedenlerle İsrail Devletine uzun vadede gerçek bir tehdit oluşturmamakta, sadece derhal kullanabileceği askeri güç bağlamında, kısa vadede bir tehlike arz etmektedir. Uzun vadede Müslüman Arap dünyası, etrafımızdaki alanlarda gerçek devrimsel değişiklikler yapmadan mevcut çerçevesinde var olmaya devam edemeyecektir. Müslüman Arap dünyası yabancılar (1920'li yıllarda Fransa ve İngiltere) tarafından, sakinlerinin fikirleri alınmadan geçici bir süre için inşa edilmiş kâğıttan bir ev gibidir. Gelişigüzel bir şekilde birbirlerine düşman olan azınlıklar ve etnik grupların bileşiminden oluşan 19 devlete bölünmüştür, bu nedenle bütün Müslüman Arap devleti günümüzde içeriden bir etnik sosyal tahribatla karşı karşıyadır ve bazılarında halen iç savaş sürmektedir5. Arapların çoğunluğu, 170 milyondan 118 milyonu, çoğunluğu Mısır'da (45 milyon) olmak üzere, Afrika'da yaşamaktadır.

 

7

 

Mısır hariç diğer Mağrip devletleri (Cezayir, Libya, Moritanya, Fas, Tunus ve Batı Sahra), Araplar ve Arap olmayan Berberi karışımından oluşmaktadır. Cezayir'de halen Kabile dağlarında iki ulus arasında bir iç savaş sürmektedir. Fas ve Cezayir, her iki ülkede de süren iç çatışmalara ilave olarak, İspanyol Sahrası için birbirleriyle savaş halindedirler. Militan İslam, Tunus'un bütünlüğünü tehlikeye sokmakta ve Kaddafi, Arap bakış açısına göre seyrek nüfuslu ve asla güçlü bir ulus olamayacak ülkesinden, yıkıcı savaşlar organize etmektedir. Kaddafi'nin geçmişte Mısır ve Suriye gibi daha gerçek devletlerle birleşme çabalarının nedeni budur. Müslüman Arap dünyasında en fazla parçalanan ülke konumunda olan ve Arap Müslüman Sünni azınlığın, çoğunluğu teşkil eden Arap olmayan Afrikalılar, putperestler ve Hristiyanları yönettiği Sudan, günümüzde birbirlerine düşman dört grup üzerine inşa edilmektedir. Mısır'da Sünni Müslüman çoğunluk yukarı Mısır taraflarında hâkim olan 7 milyon nüfuslu geniş bir Hristiyan azınlık ile karşı karşıyadır, bu nedenle Sedat dahi, 8 Mayıs günü yaptığı konuşmada Hristiyan azınlıkların, Mısır'da ikinci bir "Hristiyan Lübnan" gibi kendilerine ait bir devlet kurmayı talep etmelerinden korktuğunu dile getirmiştir.

 

8

 

İsrail'in doğusundaki bütün Arap Devletleri parçalanmış, bölünmüş ve Mağriptekilerden çok daha kötü iç çatışmalarla delik deşik olmuşlardır. Suriye'nin, esas olarak onu yöneten kuvvetli askeri rejim hariç Lübnan'dan hiçbir farkı yoktur. Fakat günümüzde, Sünni çoğunluk ile azınlıkta olmalarına rağmen iktidarda olan Şii Aleviler (nüfusun sadece % 12'si) arasında sürmekte olan iç savaş iç problemin ne kadar ciddi olduğunu kanıtlamaktadır.

 

9

 

Irak'ın da özünde komşularından hiçbir farkı yoktur, çoğunluğu Şii olmasına rağmen iktidardakiler Sünni'dirler. % 20 oranındaki elit kesimin iktidarı elinde tuttuğu ülkede nüfusun % 65'inin siyasette hiçbir söz hakkı bulunmamaktadır. Buna ilave olarak ülkenin kuzeyinde büyük bir Kürt azınlık bulunmaktadır ve iktidardaki rejimin gücü, ordu ve petrol gelirleri olmasaydı Irak devletinin geleceği de geçmişteki Lübnan ve günümüz Suriye'sinden hiç de farklı olmazdı. İç çatışma ve sivil savaşın tohumları özellikle, Irak'taki Şiilerin doğal liderleri olarak gördükleri Humeyni'nin İran'da iktidara gelmesi sonrasında günümüzde dahi mevcuttur.

 

10

 

Bütün Körfez prenslikleri, sadece petrolün olduğu kırılgan kumdan evler üzerine inşa edilmişlerdir. Kuveyt'te, Kuveytliler nüfusun sadece % 25'inden ibarettirler. Bahreyn'de Şiiler çoğunluktadırlar fakat iktidardan mahrum bırakılmışlardır. Birleşik Arap Emirliklerinde yine Şiiler çoğunluktadır fakat Sünniler iktidarı ellerinde bulundurmaktadır. Umman ve Yemen için de aynı durum geçerlidir. Marksist Güney Yemen'de dahi oldukça büyük bir Şii bir azınlık vardır. Suudi Arabistan'da nüfusun yarısı Mısırlılar ve Yemenlilerden oluşan yabancılardır, fakat Suudi azınlık iktidarı elinde tutmaktadır.

 

11

 

Ürdün aslında, Ürdünlü Bedevi azınlık tarafından yönetilen Filistinlilerden oluşmuştur, fakat ordunun çoğunluğu ve bürokrasi şimdi Filistinlilerin elindedir. Aslına bakılırsa Amman, Nablus kadar Filistinlidir. Bütün bu ülkeler, diğerleriyle karşılaştırıldıklarında güçlü ordulara sahiptirler. Fakat burada da bir problem bulunmaktadır. Günümüzde Suriye ordusunun çoğunluğu Sünni, subayları Alevi, Irak ordusu ise çoğunluğu Şii komutanları ise Sünni'dir. Bu durum, uzun vadede çok büyük bir öneme sahiptir ve bu nedenle, tek ortak payda olan İsrail düşmanlığı ile uzun süre bu orduların sadakatini muhafaza etmek mümkün olmayacaktır, hatta günümüzde dahi bu sadakat yetersizdir.

 

12

 

Arapların yanı sıra diğer Müslüman ülkeler de bütün bölünmüşlükleriyle aynı çıkmazı paylaşmaktadırlar. İran nüfusunun yarısı Farsça konuşan bir gruptan, diğer yarısı da etnik olarak Türk olan bir gruptan oluşmaktadır. Türkiye'nin nüfusu % 50 oranında Türk Sünni çoğunluk ve iki büyük azınlıktan oluşmaktadır, 12 milyon Şii Alevi ve 6 milyon Sünni Kürt. Afganistan'da, ülke nüfusunun üçte birini oluşturan ve bu ülkenin varlığını tehlikeye sokan 5 milyon Şii mevcuttur.

 

13

 

Fas'tan Hindistan'a ve Somali'den Türkiye'ye kadar uzanan bu milli etnik azınlık tablosu, istikrarın olmadığını ve bütün bölgedeki hızlı dejenerasyonu göstermektedir. Bu tablo ekonomik resme de eklendiğinde, bütün bölgenin nasıl, kendi ciddi problemlerine karşı koyamayan kâğıttan bir ev gibi, inşa edildiğini görmekteyiz.

 

14

 

Bu dev büyüklükteki parçalanmış dünyada çok az zengin gruplar ve fakir halktan oluşan muazzam bir kütle bulunmaktadır. Arapların çoğunun kişi başına yıllık ortalama geliri 300 dolardır. Mısır'da, Libya'da ve Irak hariç olmak üzere Mağrip ülkelerinin çoğunda durum bu şekildedir. Lübnan bölünmüştür ve ekonomisi paramparça bir durumdadır. Merkezi gücün olmadığı, fakat fiili olarak beş egemen otoritenin (kuzeyde Suriyeliler tarafından desteklenen Franjieh Klanı yönetimindeki Hristiyanlar, Doğuda direkt olarak Suriye istilası altındaki bölge, merkezde Falanjistler tarafından kontrol edilen Hristiyan yerleşim bölgesi, güneyde Litani nehrine kadar olan bölgede Filistin Kurtuluş Ordusu tarafından kontrol edilen çoğunlukla Filistinlilerden oluşan bölge, Binbaşı Haddad'a ait Hıristiyan bölgesi ve yarım milyon Şii) kontrolü  altındadır. Mısır çok daha kötü bir durumdadır ve gelecekte Libya ile birleşmesi sonrasında alacağı yardımlar dahi, varlığıyla ilgili temel problemlerini çözmesine ve büyük ordusunu muhafaza etmesine yetmeyecektir. Milyonlarca insan açlık sınırındadır, işgücünün yarısı işsizdir ve dünyada nüfus yoğunluğunu en fazla olduğu bu bölgede konut kıtlığı bulunmaktadır. Ordu hariç, etkin bir şekilde işleyen tek bir devlet kurumu dahi yoktur ve iflas halinde olan devlet tamamen, barış6 sonrasında sağlanmakta olan Amerikan dış yardımlarına bağımlıdır.

 

15

 

Körfez devletleri, Suudi Arabistan, Libya ve Mısır'da büyük miktarda para ve dünyadaki petrolün çoğunluğu bulunmaktadır fakat bu işin kaymağını yiyenler, hiç bir ordunun güvenliklerini garanti edemeyeceği7, geniş tabanlı bir destekten yoksun ve kendilerine güvenmeyen çok küçük bir azınlıktır. Suudi ordusu bütün donanımına rağmen rejimi içten ve dıştan gelecek gerçek tehlikelere karşı koruyabilecek kapasitede değildir, 1980 yılında Mekke'de yaşananlar buna güzel bir örnektir. Çok üzüntü veren ve fırtınalı bir durum İsrail'i çevrelemekte ve İsrail açısından yeni zorluklar, problemler ve riskler yaratmaktadır, fakat aynı zamanda, 1967 yılından beri ilk kez böylesine geniş kapsamlı fırsatlar da doğurmaktadır. O zamanlar kaçırılan fırsatların, 1980'li yıllarda büyük ölçüde ve bugün dahi hayal edemeyeceğimiz boyutlarda gerçekleştirilme şansı ortaya çıkmıştır.

 

16

 

‘‘Barış'' politikası ve tamamen ABD'ye bağımlılık nedeniyle geri verilen topraklar, bizim için yaratılan yeni opsiyonun gerçekleştirilmesine engel olmaktadır. 1967 yılından beri bütün İsrail hükümetleri, ulusal hedeflerimizi bir taraftan sığ politik ihtiyaçlara, diğer taraftan da hem içeride hem de dışarıda kapasitelerimizi etkisiz hale getiren dâhili yıkıcı fikirlere indirgemişlerdir. Bize dayatılan savaş esnasında elde edilen yeni bölgelerdeki Arap nüfusla ilgili gerekli adımları atmamak, İsrail tarafından Altı Gün Savaşı'nın sabahında yapılan en büyük stratejik hatadır. Ürdün nehrinin batısında yaşayan Filistinlilere Ürdün'ü vermiş olsaydık, o günden beri yaşadığımız büyük ve tehlikeli çatışmalardan kendimizi kurtarmış olabilirdik. Bunu yaparak, şimdi karşı karşıya olduğumuz Filistin problemini ortadan kaldırabilir ve çözüm olduğunu sandığımız arazi ödünleri ve özerklik gibi bulduğumuz çözümlerin aslında aynı anlama geldiklerini ve kesinlikle çözüm olmadıklarını görürdük8. Bugün, aniden durumu tamamen değiştirmek için muazzam fırsatlarla karşı karşıyayız ve bunu önümüzdeki on yıl içerisinde yapmak zorundayız, aksi takdirde bir devlet olarak hayatta kalmamız mümkün olmayacaktır.

 

17

 

1980'li yıllar esnasında İsrail Devleti, yeniçağda ortaya çıkan küresel ve bölgesel zorluklara karşı koyabilmek maksadıyla, dış politikasındaki radikal değişikliklerle birlikte, içte politik ve ekonomik sisteminde de geniş kapsamlı değişiklikler yapmak zorunda kalacaktır. Süveyş Kanalı petrol yataklarının kaybedilmesi, Sina yarımadasında bulunan ve jeomorfolojik olarak bölgedeki petrol üreten zengin ülkelerinkine benzer muazzam potansiyeldeki petrol, doğal gaz ve diğer doğal kaynakların kaybedilmesi yakın gelecekte bir enerji kaybına neden olacak ve iç ekonomimizi tahrip edecektir. Hâlihazırda gayri safi milli hasılamızın dörtte biri ve bütçemizin üçte biri petrol alımı için kullanılmaktadır9. Negev ve kıyı şeridindeki ham madde aramaları yakın gelecekte bu durumu düzeltecek gibi görünmemektedir.

 

18

 

Sina yarımadasını mevcut ve potansiyel kaynaklarıyla beraber tekrar ele geçirmek bu nedenle politik bir önceliktir ve bu politik öncelik Camp David ve barış antlaşmaları tarafından engellenmiştir. Bunun suçu, toprak uzlaşması politikalarına yol veren mevcut İsrail hükümeti ve 1967 yılından günümüze kadar geçmişteki ‘‘Uyum'' hükümetlerdir. Sina'yı geri aldıktan sonra Mısırlıların barış antlaşmasını sürdürmeye ihtiyaçları yoktur ve destek ve askeri yardım almak maksadıyla Arap dünyası ile SSCB'ye dönmek için ellerinden geleni yapacaklardır. Amerikan yardımı, barış koşulları gereği kısa bir süre için garanti altına alınmıştır ve ABD'nin içte ve dışarıda zayıflaması yardımlarda bir azalmaya neden olacaktır. Petrol ve petrolden elde edilen gelirler olmaksızın, mevcut büyük harcamalarla 1982 yılını tamamlamamız mümkün görünmemektedir ve durumu Sedat'ın ziyareti öncesinde Sina'da mevcut olan ve Mart 1979 tarihinde imzalanan hatalı barış antlaşması öncesindeki statüye döndürmek için harekete geçmemiz gerekecektir10.

 

19

 

İsrail'in bu hedefi gerçekleştirmek için biri direkt, diğeri dolaylı olmak üzere iki ana yolu bulunmaktadır. Direkt yöntem, İsrail'deki sistem ve hükümetin doğasının yanı sıra 1973 yılı savaşının hemen sonrasında, iktidara geldiği tarihten itibaren en büyük başarısını göstererek Sina'dan çekilmemizi sağlayan Sedat'ın zekâsı dikkate alındığında çok daha az gerçekçidir. İsrail, ekonomik ve politik olarak çok baskı altında kalmadığı sürece ve Mısır İsrail'e kısa tarihimizde Sina'yı dördüncü kez ele geçirme fırsatını sunmadığı sürece, ne günümüzde ne de 1982 yılında tek taraflı olarak antlaşmayı ihlal etmeyecektir. Bu nedenle geriye kalan dolaylı opsiyondur. Mısır'daki ekonomik durum, rejimin doğası ve Mısır'ın kaynayan demografik durumudur. Arap politikası, Nisan 1982 sonrasında, stratejik, ekonomik ve enerji kaynağı olan Sina'nın kontrolünü uzun vadeli bir şekilde yeniden ele geçirmek üzere, İsrail'i direkt veya dolaylı olarak Harekete geçmeye zorlayacak bir fırsat sağlayacaktır. Mısır, iç çatışmalar nedeniyle askeri açıdan stratejik bir problem teşkil etmemektedir ve gerektiğinde 1967 savaşı sonrasındaki duruma bir günden daha az bir sürede döndürülebilir¹¹.

 

20

 

Mısır'ın, Arap Dünyasının lideri olduğu yönündeki efsane geçmişte 1956 yılında yıkılmıştır ve 1967 yılında kesin olarak yok olmuştur, fakat bizim Sina'yı geri veren politikamız efsanenin yeniden canlanmasına neden olmuştur. Oysa gerçekte Mısır'ın gücü sadece İsrail ve Arap Dünyasının geri kalanı ile karşılaştırıldığında 1967 yılından bu güne % 50 oranında azalmıştır. Mısır artık Arap Dünyasında önde giden bir politik güç değildir ve ekonomik olarak bir krizin eşiğindedir. Dış yardım olmadığında kriz her an kapıdadır¹². Kısa vadede Sina'nın geri verilmesi nedeniyle Mısır sadece kısa bir süre için 1982 yılına kadar, bizim aleyhimize olarak bazı avantajlar kazanacaktır ve bu güç dengesini Mısır lehine değiştirmeyecek, büyük bir olasılıkla onun çöküşüne neden olacaktır. Mevcut politik tablosu ile Mısır şimdiden bir ölüdür, bir de büyüyen Müslüman-Hristiyan çatışması da dikkate alındığında Mısır tam bir ölüdür. Mısır'ı birbirinden uzak coğrafi bölgelere bölmek İsrail'in Batı cephesinde 1980'li yıllardaki politik hedefidir.

 

21

 

Mısır birçok otorite odaklarına bölünmüş ve parçalanmış durumdadır. Eğer Mısır yıkılır ise Libya, Sudan veya daha uzakta olan devletler dahi mevcut formlarında kalmaya devam edemeyecek ve Mısır gibi çökecek ve çözüleceklerdir. Mısır'ın üst bölgelerinde Hristiyan Kıpti Devletiyle birlikte yerel güce sahip ve günümüze kadar merkezi bir hükümete sahip olamamış birkaç zayıf devletin kurulması, barış antlaşmasıyla sekteye uğrayan tarihi bir gelişmenin anahtarıdır ve uzun vadede kaçınılmaz bir sonuçtur13.

 

22

 

Batı cephesi görünüşte daha problemli olmasına rağmen aslında, son zamanlarda birçok olayın gazete başlıklarında yer aldığı Doğu cephesinden çok daha az karmaşıktır. Lübnan'ın beş eyalete tamamen bölünmesi, Mısır, Suriye, Irak ve Arap yarımadası dâhil bütün Arap Dünyası için bir emsal teşkil etmektedir ve olaylar da bu yönde gelişmektedir. Suriye ve Irak'ın parçalanması ve gelecekte, Lübnan'da olduğu gibi etnik ve dini alanlara bölünmesi İsrail'in uzun vadede Doğu cephesindeki esas hedefiyken bu devletlerin askeri güçlerinin parçalanması kısa vadedeki hedefidir. Suriye, etnik ve dini yapısına uygun olarak darmadağın olacak, günümüz Lübnan'ında olduğu gibi birkaç devlete bölünecektir. Yani, kıyı kesimi boyunca Şii Alevi bir devlet, Halep'te Sünni bir devlet ve Şam'da, kuzey komşusuna düşman diğer bir Sünni devlet kurulacak, Dürziler bir devlet kuracak, belki de bizim Golan Tepelerinde ve kesinlikle Hauran ve kuzey Ürdün'de olmak üzere paramparça olacaktır. Bu koşullar uzun vadede bölgede barış ve güvenliğin garantisi olacaktır ve bu hedef şimdiden menzilimiz içerisinde yer almaktadır14.

 

23

 

Irak bir taraftan petrol açısından zengin, diğer taraftan da içeride parçalanmış ve gelecekte İsrail'in hedefi olması garanti olan bir devlettir. Parçalanması Suriye'nin parçalanmasından çok daha önemlidir. Irak Suriye'den daha güçlü bir devlettir. Kısa dönemde İsrail'e en büyük tehdidi oluşturan Irak'ın askeri gücüdür. Bir Irak-İran savaşı, bize karşı geniş cepheli bir savaş organize etmeden çok daha önce Irak'ı içeride paramparça edecektir. Araplar arasındaki her çeşit çatışma bize kısa vadede yardım edecek ve Irak'ın Suriye ve Lübnan'daki gibi mezheplere bölünmesi  yönündeki çok daha önemli olan hedefe ulaşmayı kısaltacaktır. Irak'ın, Osmanlı İmparatorluğu zamanında Suriye'de olduğu gibi, etnik ve mezhepsel eyaletlere bölünmesi mümkündür. Bu nedenle, Basra, Bağdat ve Musul kentleri etrafında üç (veya daha fazla) devlet olacak ve Şii bölgeleri kuzeydeki Sünni ve Kürt bölgelerinden ayrılacaktır. Sürmekte olan İran-Irak savaşının bu kutuplaştırmayı derinleştirmesi mümkündür15.

 

24

 

Bütün Arap yarımadası iç ve dış baskılar nedeniyle çözülmenin doğal bir adayıdır ve bu özellikle Suudi Arabistan için kaçınılmaz bir gelecektir. Petrol gelirlerine dayalı ekonomik gücünü muhafaza etmesi veya uzun vadede bu gelirlerin azalmasından bağımsız olarak ne olursa olsun mevcut politik yapı ışığında dâhili bölünme ve kırılmalar açık ve doğal bir gelişme olacaktır16.

 

25

 

Ürdün, uzun vadede değil, kısa vadede derhal ele alınması gereken stratejik bir hedeftir, bunun nedeni, uzun vadede parçalanması sonrasında, kısa vadede ise Kral Hüseyin'in uzun süren iktidarının sona ermesi ve gücün Filistinlilere devredilmesi sonrasında gerçek bir tehdit oluşturmamasıdır.

 

26

 

Ürdün'ün mevcut yapısını muhafaza ederek uzun süre var olma şansı yoktur ve İsrail'in politikası, hem savaşta hem de barışta mevcut rejim altında Ürdün'ün tasfiyesine ve gücün Filistinli çoğunluğa aktarılmasına yönlendirilmelidir. Nehrin doğusundaki rejimin değişmesi aynı zamanda Ürdün'ün doğusundaki yoğun Arap nüfustan kaynaklanan problemlerin sona ermesini de sağlayacaktır. Savaş esnasında veya barış şartlarında, bölgeden göç ve onları ekonomik demografik açıdan kıpırdayamaz hale getirmek, nehrin her iki yakasında meydana gelecek değişimlerin garantisidir ve biz bu süreci en yakın gelecekte hızlandırmak maksadıyla aktif olmak zorundayız. Özerklik planı da, FKO ve İsrailli Araplar ile Eylül 1980 Shefa'amr planı göz önüne alındığında, herhangi bir uzlaşma veya toprakların bölünmesi açılarından ret edilmelidir, Arapları Ürdün'de ve Yahudileri nehrin batısında olacak şekilde iki ulusu ayırmadan mevcut şartlarda bu ilkede yaşamaya devam etmek mümkün değildir. Bu topraklarda gerçek birliktelik ve barış, sadece Arapların Ürdün ve deniz arasında Yahudi idaresi olmadan ne yaşama şansları ne de güvenliklerinin olmayacağını anlamaları sonrası hüküm sürecektir. Kendilerine ait bir ulus ve güvenlik sadece Ürdün'de olacaktır17.

 

27

 

İsrail içinde, 1967 toprakları ve ötesindeki bölgeler ile 1948 yılı arasındakiler ile ilgili ayırım Araplar açısından her zaman anlamsız olmuş ve günümüzde bizim için de artık bir önemi kalmamıştır. Problem, 1967 yılı itibariyle bir ayırım yapmadan bir bütün içerisinde ele alınmalıdır. Gelecekte herhangi bir politik durum veya askeri açıdan bir araya gelme durumunda, yerli Araplar probleminin çözümünün sadece, güvenli ve Ürdün nehrine kadar uzanan sınırları içerisinde İsrail'in varlığını tanımalarına bağlı olacağı açık ve net olmalı ve bunun da ötesinde, bu zor ve yakında gireceğimiz nükleer çağda, bunun bir yaşamsal ihtiyacımız olduğudur. Nükleer çağda, nüfusunun dörtte üçü kıyı hattında yoğunlaşmış bir Yahudi toplumunun hayatta kalması mümkün değildir.

 

28

 

Nüfusun dağıtılması bu nedenle stratejik önemi olan ve birinci öncelikle ele alınması gereken bir hedeftir, aksi takdirde, hangi sınırlar içerisinde olursak olalım yok olacağız. Judea, Samaria ve Galilee ulusal varlığımız için bizim tek garantilerimizdir ve eğer dağlık bölgelerde çoğunluğu sağlayamaz isek bu ülkede hüküm sürmemiz imkânsız hale gelecek ve bizler, kendilerine ait olmayan bu ülkeyi kaybeden ve başladıklarında buranın yabancıları olan Haçlılar gibi olacağız. Ülkeyi demografik, stratejik ve ekonomik açılardan yeniden dengelemek günümüzde en yüksek ve merkezi hedefimizdir. Beersheba'dan Yukarı Galilee'ye uzanan dağlık su havzasını ele geçirmek, günümüzde Yahudi nüfusun olmadığı dağlık kesimlere yerleşme önemli stratejik düşüncesinden kaynaklanan ulusal bir hedeftir18.

 

29

 

Doğu cephemizdeki hedeflerimizi gerçekleştirmek öncelikle içteki bu stratejik hedefimizi gerçekleştirmemize bağlıdır. Politik ve ekonomik yapının, bu hedefleri gerçekleştirebilecek şekilde dönüşümü tam bir değişim için kilit noktadır. Hükümetin yoğun olarak içinde olduğu merkezi ekonomiden açık ve serbest bir ekonomiye geçmeli ve bunun yanı sıra, gelişmek için, ABD vergi mükelleflerinin vergilerine dayanma politikamızdan vaz geçerek kendi ellerimizle gelişeceğimiz gerçek bir üretken ekonomik altyapı tesis etmek zorundayız. Eğer bu değişimi kendi özgür idaremizle ve gönüllü olarak gerçekleştirmez isek dünyadaki özellikle ekonomi, enerji ve politik alanlardaki gelişmeler ile giderek artan kendi izolasyonumuz, önünde sonunda bizi buna zorlayacaktır19.

 

30

 

Askeri ve stratejik bakış açılarından, ABD tarafından öncülük edilen Batı, SSCB tarafından dünyanın her tarafında yaratılan küresel baskılara karşı koyabilecek kapasitede değildir ve İsrail bu nedenle 1980'li yıllarda herhangi bir askeri veya ekonomik dış yardım olmadan tek başına ayakta kalabilmelidir, günümüzde, hiç bir ödün vermeden bunu yapabilecek bir kapasitedeyiz20. Dünyadaki hızlı gelişmeler bunun yanı sıra, İsrail'in sadece son çare değil fakat aynı zamanda tek yaşamsal opsiyon olarak kalacağı bütün dünya Yahudilerinin de durumlarını değiştirecektir. ABD'li Yahudiler ile Avrupa ve Latin Amerika toplumlarının mevcut biçimleriyle gelecekte de yaşamaya devam edebileceklerini varsayamayız21.

 

31

 

Bu ülkedeki varlığımız kesindir ve bizi buradan kuvvet yoluyla veya hileyle (Sedat'ın yöntemi) atabilecek bir güç bulunmamaktadır. Hatalı "barış" politikası, İsrailli Araplar problemi ve toprak sorunlarının zorluklarına rağmen bu problemleri çok yakın bir gelecekte etkin bir şekilde halledebiliriz.

 

 

 

Sonuç

 

 

 

1

 

Orta Doğu için bu Siyonist planın gerçekleştirilmesindeki önemli olasılıkları ve bunun yanı sıra neden yayınlandığını anlayabilmek için üç önemli nokta açıklığa kavuşturulmalıdır.

 

2

 

Askeri Arka Plan

 

Bu planın askeri gerekliliklerinden yukarıda bahsedilmemiş, fakat birçok vesileyle kapalı toplantılarda İsrail Teşkilatının üyelerine aşağı yukarı açıklanmıştır, bu doğrulanmıştır. İsrail askeri güçlerinin, bütün branşlarında, yukarıda bahsedilen bu kadar geniş bölgeleri işgal etmek için yetersiz olduğu kabul edilmektedir. Gerçekten de, Batı Şeria'da Filistin probleminin en yoğun olduğu zamanlarda dahi İsrail Ordusu çok fazla yayılmıştır. Bu sorunu çözmede yöntem ‘‘Haddad kuvvetleri'' ya da mahalli liderlerin emir komutasında görev yapan, halktan tamamen ayrılmış, feodal ve parti bağlantıları dahi olmayan (Falanjistler'de olduğu gibi) ‘‘Köy Birlikleri'' kullanılmasıdır. Yinon tarafından önerilen çözüm ‘‘Haddadland'' ve ‘‘Köy Birlikleri'' oluşturulmasıdır, bunların silahlı güçleri de hiç şüphesiz oldukça küçük olacaktır. İlave olarak, İsrail askeri üstünlüğü böyle bir durumda şimdi olduğundan çok daha büyük olacaktır ve herhangi bir isyan hareketi, Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nde yapıldığı gibi kitlesel bir aşağılama ile veya kentlerin halen (Temmuz 1982) Lübnan'da uygulandığı gibi bombalanması ve haritadan silinmesi suretiyle veya her iki yöntemin kullanılmasıyla cezalandırılacaktır. Bunu sağlamak maksadıyla plan sözlü olarak açıklandığı şekilde, mini devletçikler arasında, gerekli mobil tahrip edici kuvvetlerden müteşekkil mahalli İsrail garnizonlarının oluşturulmasını gerektirmektedir. Aslında buna benzer bir şeyi Haddadland uygulamasında gördük ve nerdeyse çok yakın bir gelecekte bu sistemin çalıştığının ilk örneğini ya Güney Lübnan'da ya da Lübnan'ın tamamında göreceğiz.

 

3

 

Yukarıda belirtilen askeri varsayımların ve bütün planın Arapların, şimdi olduklarından çok daha fazla bölünmeye devam etmelerine ve aralarında gerçek bir kitlesel hareketin olmamasına dayandığı da aşikârdır. Planın bu iki duruma olan bağımlılığı ancak şimdi görülemeyen sonuçları ile çok daha geliştirilmesiyle ortadan kalkacaktır.

 

4

 

Bu plan İsrail'de neden yayımlanmalı?

 

Bu planın yayınlanmasının nedeni İsrail-Yahudi toplumunun iki taraflı tabiatıdır: Genişleme ve ırkçı ayrımla birleştiğinde özellikle Yahudiler için çok büyük bir özgürlük ve demokrasi önlemidir. Böyle bir durumda, İsrail-Yahudi elitleri (TV ve Begin'in konuşmalarını izleyenler) ikna edilmek zorundadırlar. İkna sürecinde ilk adımlar, yukarıda gösterildiği gibi sözlü ifadelerdir, fakat sadece sözlü ikna yönteminin yeterli olmadığı zamanlar gelecektir. Genellikle dikkate değer bir şekilde aptal olan örneğin, orta rütbeli subaylar gibi ‘‘iknacılar'' ve ‘açıklayıcılar'' için yazılı dokümanlar hazırlanmak zorundadır. Ancak o zaman bunlar, az da olsa öğrenebilir ve başkalarına telkinde bulunabilirler. İsrail ve hatta 1920'li yıllarda Yishuv'lar bu şekilde hareket etmişlerdir. Bizzat ben (muhalif olmadan önce) savaşın gerekliliğinin bana ve diğerlerine 1956 savaşından bir yıl öncesinde ve elimize fırsat geçtiğinde, Batı Filistin'in geri kalanının işgal edilme gerekliliğinin 1965-1967 yılları arasında nasıl açıklandığını hatırlıyorum.

 

5

 

Bu tür planların yayımlanmasında neden dıştan gelen hiçbir özel riskin olmadığı kabul edilmektedir?

 

İsrail'deki ana muhalefet çok zayıf (Lübnan savaşının sonuçlarına göre durum değişebilir) olduğu sürece bu tür riskler Filistinliler dâhil Arap Dünyası ve ABD olmak üzere iki kaynaktan gelebilir. Arap Dünyası bugüne kadar, İsrail-Yahudi toplumu hakkında detaylı ve mantıklı bir analiz yapabilme kabiliyetinde olmadığını açık bir şekilde göstermiştir ve Filistinliler, ortalama olarak, bu konuda diğerlerinden hiç de iyi bir durumda değildirler. Böyle bir durumda, İsrail'in yayılmacı politikası (ki gerçekten doğru) hakkında sesini yükseltenler dahi, bunu gerçek ve ayrıntılı bilgilere dayanmaktan ziyade efsanelere inandıkları için yapmaktadırlar. Buna çok güzel bir örnek Knesset duvarında Nil ve Fırat hakkındaki olmayan İncil ayetine olan kalıcı inançtır. Diğer bir örnek de, bazı en önemli Arap liderler tarafından öne sürülen, İsrail bayrağındaki iki mavi şeridin Nil ve Fırat nehirlerini sembolize ettiği yönündeki sürekli ve tamamen yanlış olan beyanlardır. Gerçekte bu şeritler Yahudi dua eden şalından (Talit) gelmektedirler. İsrailli uzmanlar genellikle Arapların gelecekte kendi ciddi tartışmalarına önem vermeyeceklerine ve Lübnan savaşının onları haklı çıkardıklarını kabul etmektedirler. Bu nedenle, diğer İsraillileri ikna etmek için eski yöntemleri kullanmaya neden devam etsinler ki?

 

6

 

Birleşik Devletler'de çok benzer bir durum mevcut, en azından şimdiye kadar. Aşağı yukarı ciddi yorumcular İsrail hakkında bilgileri ve fikirlerinin çoğunu iki kaynaktan almaktadırlar. Bunlardan ilki, neredeyse tamamı İsrail Yahudi hayranlığı olanlar ve bazı özellikleri nedeniyle İsrail devletini eleştirseler de, Stalin'in ‘‘yapıcı eleştiri'' (Aslında Stalin karşıtı olduğunu iddia edenler arasında Stalin'den daha Stalinci olanlar vardır ve bunlar İsrail'i henüz başarısızlığa uğramamış Tanrıları olarak görmektedirler) olarak adlandırdığı türde eleştiriler yapan ‘‘özgür'' Amerikan basınında yayımlanan makalelerdir. Eleştirilerin böylesine ilahlaştırıldığı bir tabloda, İsrail'in her zaman ‘‘iyi niyetleri'' vardır ve sadece ‘‘hatalar yapmaktadır'' ve bu nedenle böyle bir plan, İncil'deki Yahudiler tarafından yapılan soykırımlardan bahsetmediği sürece, tam bir tartışma konusu olmayacaktır. Diğer bilgi kaynağı olan The Jerusalem Post da benzer politikalara sahiptir. Bu nedenle İsrail'in, dünya gözlerini kapatmak istediğinden, dünyanın geri kalanına gerçekten ‘‘kapalı bir toplum'' olması nedeniyle, böyle bir plan gerçekçidir ve hayata geçirilmesi ve uygulanması mümkündür.

 

 

 

Israel Shahak, 17 Haziran 1982, Kudüs

 

The original source of this article is Association of Arab-American University Graduates, Inc.

 

Copyright © Israel Shahak, Association of Arab-American University Graduates, Inc. 2016

 

----------------------------------------------------------------------------------------

 

1 American Universities Field Staff. Report No.33, 1979. Bu araştırmaya göre 2000 yılında dünya nüfusu 6 milyar olacaktır. Günümüzde dünya nüfusu: Çin 958 milyon, Hindistan 635 milyon, SSCB 261 milyon, ABD 218 milyon, Endonezya 140 milyon, Brezilya 110 milyon ve Japonya 110 milyondur. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonunun 1980 yılı verilerine göre 2000 yılında nüfusu 5 milyonun üzerinde 50 şehir olacaktır. Üçüncü dünya ülkelerinin nüfusu 2000 yılında dünya nüfusunun % 80‟ini oluşturacaktır. ABD Sayım Bürosu başkanı Justin Blackwelder‟e göre dünya nüfusu açlık nedeniyle 6 milyara asla ulaşamayacaktır.

 

2 Sovyet nükleer politikası iki Amerikan Sovyet bilimcisi Joseph D. Douglas ve Amoretta M. Hoeber tarafından kaleme alınan ve 1979 yılında Hoover Inst. Press tarafından basımı yapılan „„Nükleer Savaş için Sovyet Stratejisi‟‟ isimli kitapta çok iyi özetlenmiştir. Sovyetler Birliğinde her yıl, Sovyet nükleer doktrinini anlatan yüzlerce makale ve kitap yayımlanmaktadır ve ABD Hava Kuvvetleri tarafından İngilizceye çevrilerek yayımlanan birçok doküman bulunmaktadır. Bunlar arasında: USAF: Marxism-Leninizm on War and the Army: The Soviet View, Moskova, 1972, Marshal A. Grechko tarafından kaleme alınan USAF: The Armed Forces of the Soviet state. Moskova, 19




Kaynak: GELEN HABERLER

Editör: Bilal OKUMUŞ

Bu haber 196 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GÜNCEL HABERLER Haberleri

HABER ARA
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
1 Alanyaspor 7 4 1 2 13 8 14 +5
2 Sivasspor 7 3 1 3 12 7 12 +5
3 Trabzonspor 7 3 1 3 13 9 12 +4
4 Konyaspor 7 3 1 3 10 6 12 +4
5 Fenerbahçe 7 3 2 2 11 7 11 +4
6 İstanbul Başakşehir 7 3 2 2 12 9 11 +3
7 Antalyaspor 7 3 2 2 9 9 11 0
8 Gaziantep FK 7 3 2 2 12 13 11 -1
9 Yeni Malatyaspor 7 3 3 1 16 10 10 +6
10 Galatasaray 7 2 1 4 6 6 10 0
11 Göztepe 7 2 2 3 6 5 9 +1
12 Beşiktaş 7 2 3 2 10 12 8 -2
13 Denizlispor 7 2 3 2 6 8 8 -2
14 Çaykur Rizespor 7 2 3 2 6 11 8 -5
15 MKE Ankaragücü 7 2 3 2 6 11 8 -5
16 Kasımpaşa 7 2 4 1 7 11 7 -4
17 Gençlerbirliği 7 0 4 3 6 12 3 -6
18 Kayserispor 7 0 4 3 7 14 3 -7
Takım O G M B A Y P AV
1 Ümraniyespor 7 4 1 2 13 8 14 +5
2 Hatayspor 7 4 1 2 10 5 14 +5
3 Balıkesirspor 7 4 2 1 11 8 13 +3
4 Akhisarspor 7 4 2 1 9 6 13 +3
5 Fatih Karagümrük 7 3 1 3 12 8 12 +4
6 Altay 7 3 1 3 11 9 12 +2
7 Bursaspor 7 4 3 0 11 11 12 0
8 Keçiörengücü 7 2 0 5 5 3 11 +2
9 İstanbulspor 7 2 1 4 12 11 10 +1
10 BB Erzurumspor 7 3 3 1 7 7 10 0
11 Adana Demirspor 7 2 1 4 8 4 10 +4
12 Osmanlıspor FK 7 3 3 1 9 10 10 -1
13 Menemenspor 7 2 4 1 5 11 7 -6
14 Adanaspor 7 1 3 3 10 12 6 -2
15 Altınordu 7 1 4 2 8 9 5 -1
16 Giresunspor 7 1 4 2 6 13 5 -7
17 Boluspor 7 0 5 2 5 11 2 -6
18 Eskişehirspor 7 1 5 1 8 14 2 -6
Takım O G M B A Y P AV
1 Manisa FK 8 7 0 1 27 8 22 +19
2 Samsunspor 8 5 0 3 18 4 18 +14
3 Yeni Çorumspor 8 6 2 0 12 8 18 +4
4 Tarsus İdman Yurdu 8 5 3 0 9 10 15 -1
5 Afjet Afyonspor 8 4 2 2 14 7 14 +7
6 Zonguldak Kömürspor 8 4 2 2 10 5 14 +5
7 Sancaktepe Bld 8 4 4 0 16 8 12 +8
8 Sarıyer 8 3 2 3 6 7 12 -1
9 Pendikspor 8 3 3 2 8 7 11 +1
10 Hekimoğlu Trabzon 8 3 3 2 15 18 11 -3
11 İnegölspor 8 3 4 1 12 8 10 +4
12 Kırklarelispor 8 2 2 4 6 12 10 -6
13 Başkent Akademi FK 8 2 4 2 11 12 8 -1
14 Gümüşhanespor 8 2 5 1 9 13 7 -4
15 Amed Sportif 8 1 3 4 3 7 7 -4
16 1922 Konyaspor 8 2 6 0 7 15 6 -8
17 Hacettepe Spor 8 1 5 2 4 17 5 -13
18 Şanlıurfaspor 8 0 7 1 0 21 11 -21
Takım O G M B A Y P AV
1 Karaköprü Belediyespor 8 5 0 3 9 1 18 +8
2 Serik Belediyespor 8 5 1 2 16 9 17 +7
3 Artvin Hopaspor 8 4 0 4 12 6 16 +6
4 24 Erzincanspor 8 4 1 3 10 4 15 +6
5 Çatalcaspor 8 4 1 3 11 7 15 +4
6 Buca FK 8 4 3 1 11 10 13 +1
7 Şile Yıldızspor 8 3 3 2 6 5 11 +1
8 68 Aksaray Belediyespor 8 3 3 2 6 5 11 +1
9 Düzcespor 8 3 3 2 5 5 11 0
10 Çankaya FK 8 3 3 2 7 8 11 -1
11 Silivrispor 8 2 3 3 8 7 9 +1
12 Erzin Spor Kulübü 8 2 3 3 7 8 9 -1
13 Yeni Orduspor 8 1 1 6 2 3 9 -1
14 Kızılcabölükspor 8 2 3 3 9 13 9 -4
15 Sultanbeyli Bld. 8 1 3 4 4 7 7 -3
16 Yomraspor 8 1 4 3 3 8 6 -5
17 Tokatspor 8 0 6 2 5 12 2 -7
18 Manisaspor 8 0 6 2 3 16 4 -13
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 18/10/2019 Galatasaray vs Sivasspor
 19/10/2019 Antalyaspor vs Gençlerbirliği
 19/10/2019 İstanbul Başakşehir vs Göztepe
 19/10/2019 Trabzonspor vs Gaziantep FK
 19/10/2019 MKE Ankaragücü vs Beşiktaş
 20/10/2019 Kayserispor vs Kasımpaşa
 20/10/2019 Alanyaspor vs Çaykur Rizespor
 20/10/2019 Denizlispor vs Fenerbahçe
 21/10/2019 Konyaspor vs Yeni Malatyaspor
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 18/10/2019 Akhisarspor vs Eskişehirspor
 19/10/2019 Hatayspor vs Adana Demirspor
 19/10/2019 Bursaspor vs Ümraniyespor
 19/10/2019 Menemenspor vs BB Erzurumspor
 20/10/2019 Keçiörengücü vs Balıkesirspor
 20/10/2019 Boluspor vs Giresunspor
 20/10/2019 Adanaspor vs İstanbulspor
 20/10/2019 Altınordu vs Altay
 21/10/2019 Fatih Karagümrük vs Osmanlıspor FK
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 19/10/2019 Van Spor vs Sivas Belediyespor
 19/10/2019 Eyüpspor vs Ankara Demirspor
 19/10/2019 Tuzlaspor vs Bodrumspor
 20/10/2019 Bayburt Özel İdare Spor vs Ergene Velimeşe
 20/10/2019 Elazığspor vs Kahramanmaraşspor
 20/10/2019 Kastamonuspor 1966 vs Uşak Spor
 20/10/2019 Kırşehir Belediyespor vs Kardemir Karabükspor
 20/10/2019 Bandırmaspor vs Niğde Anadolu FK
 20/10/2019 Sakaryaspor vs Etimesgut Belediyespor
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 19/10/2019 Çankaya FK vs Yomraspor
 19/10/2019 Silivrispor vs Artvin Hopaspor
 20/10/2019 Karaköprü Belediyespor vs Tokatspor
 20/10/2019 24 Erzincanspor vs 68 Aksaray Belediyespor
 20/10/2019 Düzcespor vs Yeni Orduspor
 20/10/2019 Erzin Spor vs Çatalcaspor
 20/10/2019 Serik Belediyespor vs Sultanbeyli Bld.
 20/10/2019 Şile Yıldızspor vs Manisaspor
 20/10/2019 Buca FK vs Kızılcabölükspor
resmi ilanlar

Web sitemize nasıl ulaştınız?


SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
NAMAZ VAKİTLERİ
GÜNLÜK BURÇ
nöbetçi eczaneler
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI